“Ak Saçlılarımız Gençlerle Buluşuyor” Etkinliğinde Darbelerin Sosyolojisi Ele Alındı

Mavi Salon’da gerçekleştirilen etkinliğe, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz ve Sağlık Bilimleri Fakültemiz Dekanı Prof. Dr. Yurdagül Erdem, Meslek Yüksekokulları Koordinatörü ve Kırıkkale Meslek Yüksekokulumuz Müdürü Prof. Dr. Özgür Selvi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulumuz Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Murat Gökgöz ile akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimiz katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile
başlayan program, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz’ın açılış konuşması
ile devam etti. Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erol Yılmaz, “Üniversitemizin çok
değerli akademik ve idari personeli, kıymetli takım arkadaşlarım ve sevgili
öğrenciler; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün burada bulunmamıza
vesile olan faaliyet, 15 Mart 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Kırıkkale 2053
Arama Konferansı’nın önemli çıktılarından biridir. Bu konferansta
hedeflediğimiz yüzlerce çıktı arasında, gençlerimizi alanında uzman isimlerle
bir araya getirerek deneyim paylaşımı sağlamak da yer alıyordu. Hamdi Gökçe
Zabunoğlu Hocamızın koordinasyonunda bugün 11’incisini gerçekleştirdiğimiz
Aksaçlı Buluşmaları’nı başarıyla sürdürüyoruz. Bugüne kadar tıptan eğitime,
yönetimden farklı toplumsal konulara kadar pek çok başlığı ele aldık.
Şehrimizin Aksaçlılarının yanı sıra farklı şehirlerden misafir ettiğimiz
değerli isimlerle on ayrı program gerçekleştirdik. Ancak bugün ele aldığımız ‘darbeler’
konusu, uzmanlık alanımız ne olursa olsun, Türkiye’de yaşayan ve bu ülkenin
geleceğinde söz sahibi olan herkes için ortak bir meseledir. Türkiye
Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalması adına üzerinde hassasiyetle durmamız
gereken bazı temel konular vardır. Aile ve çocuklarımızın eğitimi bu konuların
başında gelmektedir. Darbeler ise başından sonuna kadar olumsuzluk barındıran,
ülkemize ağır bedeller ödeten konulardan biridir. 1960 darbesini yaşamadım;
ancak ne acıdır ki bir başbakan ve iki bakanın idam edilmesine sebep olan bu
kara leke, çocukluğumuz ve gençliğimiz boyunca ‘27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa
Bayramı’ olarak kutlandı. Oysa tarih, bu olayı bir başbakan ve iki bakanın
asıldığı acı bir süreç olarak kaydetmiştir. 1980 darbesinde ise 14 yaşındaydım.
O dönemde kardeşin kardeşe düşman edildiği, toplumun derin ayrışmalara
sürüklendiği günlere tanıklık ettik. Darbeyi gerçekleştiren zihniyetin
kullandığı “Bir sağdan, bir soldan astık” ifadesi hafızalardan silinmedi. Henüz
18 yaşına gelmemiş gençlerin yaşları büyütülerek idam edildiği bir dönem
yaşandı bu ülkede. Sizler bugün 18-19-20 yaşlarındasınız; empati kurmaya
çalışın. O çocukların annelerini, babalarını, kardeşlerini düşünün. Bugün
özellikle 15 Temmuz Gazisi Sayın Ercan Şen’i misafir ediyor olmamız çok
anlamlıdır. Çünkü 15 Temmuz’da yaşananlar yalnızca bir darbe girişimi değil,
aynı zamanda bir işgal girişimiydi. Ülkemizin bağımsızlığına ve geleceğine
kasteden hain bir planla karşı karşıya kaldık. 15 Temmuz Darbe Girişimini
Araştırma Komisyonu’nda yaklaşık dört ay uzman olarak görev yaptım. Bu süreçte önceki
dönemin Genelkurmay Başkanlarını, gazetecilerini ve birçok önemli ismi dinleme
fırsatı bulduk. O dönemde yaşananların boyutu gerçekten ürkütücüydü. Devletin
en kritik makamlarının bile dinlendiği, kurumların içine kadar sızılmış bir
yapıdan söz ediyoruz. Kıymetli misafirimiz Ercan Şen de o gece yurt dışından
döndükten sadece birkaç saat sonra Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde milletimizle
birlikte mücadeleye katılmıştır. İnşallah yaşadıklarını ve o gecenin
atmosferini kendisinden dinleme fırsatı bulacağız. Alanınız, mesleğiniz,
unvanınız ne olursa olsun bazı konular vardır ki hayatımızın ve ajandamızın en
üst sıralarında yer almak zorundadır. Ülkemizin birlik ve beraberliği de
bunların başında gelmektedir. Bizim kültürümüzde misafir kıymetlidir. Bu
vesileyle değerli misafirimiz 15 Temmuz Gazisi Sayın Ercan Şen’e ve kıymetli
eşine 'hoş geldiniz' diyor, katılımlarınız için hepinize teşekkür ediyorum.”
diye konuştu.



Darbelerin Küresel ve Tarihsel Arka
Planı
Türkiye’de darbelerin yalnızca iç
siyasi gelişmelerle açıklanamayacağını, askeri müdahalelerin küresel güç
mücadeleleriyle bağlantılı olduğunu ifade ederek konuşmasına başlayan Ercan
Şen, “Askeri darbeleri yalnızca ülke içindeki siyasi gelişmelerle açıklamak
yeterli değildir. Kronolojik ve jeopolitik açıdan baktığımızda, küresel güç
mücadelelerinin darbeler üzerinde belirleyici etkileri olduğunu görüyoruz.
Özellikle Soğuk Savaş döneminde Ortadoğu ve Latin Amerika, ABD ile SSCB arasındaki
mücadelenin merkez alanlarından biri haline gelmiştir. 1952’de Mısır’da Hür
Subaylar Hareketi yönetime el koymuş, 1953’te İran’da CIA destekli Ajax
Operasyonu ile Musaddık devrilmiş, 1954’te Guatemala’da ABD destekli bir darbe
gerçekleştirilmiştir. Irak, Brezilya, Endonezya, Şili, Arjantin ve Türkiye gibi
birçok ülkede de benzer müdahaleler yaşanmıştır. Türkiye’de 27 Mayıs 1960, 12
Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 müdahaleleri ‘emir-komuta’ zinciri içerisinde
gerçekleştirilmiştir. Soğuk Savaş sonrasında ise darbelerin ağırlıklı olarak
Afrika kıtasında yoğunlaştığını görüyoruz. Mali, Nijer, Gabon, Burkina Faso ve
Gine gibi ülkelerde darbeler yaşanmıştır. Türkiye’de ise 28 Şubat süreci, 27
Nisan e-muhtırası ve 15 Temmuz darbe girişimi, askeri müdahale geleneğinin
devamı niteliğindedir. Afrika’daki darbelerin artışı da değişen küresel güç
dengeleriyle ilişkilidir. SSCB’nin yıkılmasının ardından ABD, Fransa, Çin,
Türkiye ve İsrail bölgede etkili olmaya çalışmıştır. II. Dünya Savaşı
sonrasında kurulan dünya düzeninde Türkiye, Batı eksenine yönelmiştir. Türkiye,
San Francisco Konferansı’na katılmış, ardından Birleşmiş Milletler’in kuruluş
sürecinde yer almış ve NATO’ya üye olmuştur. Sovyet tehdidine karşı Truman
Doktrini ve Marshall Yardımı kapsamında ABD ile yakın ilişkiler
geliştirilmiştir. Bu süreçte Türkiye ekonomik ve askerî açıdan Amerika’ya
bağımlı hale gelmiştir. Dönemin siyasi elitleri de büyük ölçüde aynı dış
politika perspektifinde birleşmiştir. ABD’nin Osmanlı’nın son dönemlerinden
itibaren Anadolu’daki misyoner okulları aracılığıyla etkisini artırdığını
görüyoruz. Protestan Evanjelik misyonerlerin açtığı okullarda dini propaganda
faaliyetleri yürütülmüştür. Türkiye ile ABD ilişkileri ise II. Dünya Savaşı
sonrasında daha da güçlenmiştir. Demokrat Parti döneminde Adnan Menderes
kalkınma hamleleri için Batı’dan destek aramış ancak yeterli finansmanı
bulamayınca Sovyetler Birliği ile ilişkileri geliştirmeye yönelmiştir. 1960
yılında Türkiye ile SSCB arasında karşılıklı ziyaret planları açıklanmış, bu
gelişmeden kısa süre sonra ise 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiştir. Birçok
gazeteci, diplomat ve bürokrat, 27 Mayıs Darbesi’nin arkasında ABD etkisi
bulunduğunu dile getirmiştir. Yassıada yargılamalarında CIA’nın bazı istihbarat
görevlilerine maaş ödediği de ortaya çıkmıştır. Darbe sonrasında Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin yapısında önemli değişiklikler yapılmıştır. 27 Mayıs ile
başlayan darbe geleneği, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz
süreçleriyle devam etmiştir. Özel Harp Dairesi’nin faaliyetleri de bu süreçte
dikkat çekicidir. 1970’li yıllarda Türkiye’de yaşanan sağ-sol çatışmaları,
provokasyonlar ve faili karanlık olaylar toplumsal kaos oluşturmuştur. Aynı
silahların farklı grupların elinde bulunması dikkat çekicidir. Özel Harp
Dairesi NATO kapsamında kurulmuş ancak zaman içerisinde iç siyasette etkili
hale gelmiştir. Dönemin Başbakanları Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel de bu
yapıya ilişkin çeşitli açıklamalar yapmıştır. 15 Temmuz öncesinde yaşanan
bombalı saldırılar, Atatürk Havalimanı saldırısı ve güvenlik kurumlarının
farklı gündemlerle meşgul edilmesi de dikkat çekicidir. Bunlar örtülü
operasyonların göstergeleri olarak değerlendirilmektedir. 27 Nisan
e-muhtırasına hükümetin direnç göstermesi, darbe zihniyetine karşı önemli bir
kırılma noktası olmuştur. 15 Temmuz’da ise halk ve milli güvenlik güçleri
darbeye doğrudan karşı çıkmıştır. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin uyguladığı
‘Yeşil Kuşak’ politikasıyla Sovyetler Birliği çevrelenmek istenmiştir.
Pakistan, Afganistan ve Türkiye bu stratejide önemli ülkeler olarak
görülmüştür. İran Devrimi sonrasında ise ‘Ilımlı İslam’ politikaları öne
çıkmıştır. Dinler arası diyalog, teostrateji ve teopolitik kavramları bu
süreçte önem kazanmıştır. Vatikan, Evanjelik hareketler ve çeşitli dini yapılar
üzerinden küresel stratejiler geliştirilmiştir.” şeklinde konuştu.


15 Temmuz, FETÖ ve Küresel Güç
İlişkileri
15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ
yapılanması ve uluslararası güç dengelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan
ve Türkiye’nin milli birlik ve toplumsal bilinç içerisinde hareket etmesinin
önemine dikkat çeken Ercan Şen, “ABD’de Evanjelik hareketlerin siyaset üzerinde
ciddi etkileri bulunmaktadır. George Bush döneminde Irak işgali dini
söylemlerle desteklenmiş, Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi de
teopolitik bir karar olarak değerlendirilmiştir. Evanjelikler İsrail’i desteklemekte;
Armagedon inancı, Mesih beklentisi ve ‘vaat edilmiş topraklar’ anlayışı
Amerikan dış politikasını etkileyebilmektedir. Türkiye ve Anadolu coğrafyası da
bu ideolojik yaklaşımlar açısından önemli görülmektedir. Fethullah Gülen
yapılanması da dinler arası diyalog süreciyle birlikte güç kazanmış, Vatikan ve
ABD’de çeşitli çevrelerle ilişkiler geliştirmiştir. Örgüt, devletin emniyet,
yargı, istihbarat ve askeri kurumlarında örgütlenmiştir. Bazı eski askerler ve
istihbaratçılar, Fethullah Gülen’in Soğuk Savaş dönemindeki özel harp yapılanmalarıyla
ilişkili olduğuna dair açıklamalarda bulunmuştur. Zamanla bu yapı devlet içinde
bağımsız bir güç odağına dönüşmüştür. Örgüt, kendi mensuplarını ‘kutsiler’
anlayışıyla motive etmiş ve dini kavramları örgütsel sadakat için kullanmıştır.
FETÖ yıllarca devlet içinde kadrolaşmıştır. 15 Temmuz gecesinde yaklaşık sekiz
bin askeri personel, tanklar, savaş uçakları, helikopterler ve ağır silahlarla
kanlı bir darbe girişiminde bulunmuştur. Ankara Gölbaşı Özel Harekât Dairesi,
Ankara Emniyet Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı, Boğaziçi Köprüsü, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi ve Çengelköy’de çok sayıda vatandaşımız şehit olmuştur. 15
Temmuz gecesi millet sokaklara çıkarak darbeye direnmiştir. Şehit Ömer
Halisdemir’in müdahalesi darbenin kritik aşamalarından birini engellemiştir.
Darbe girişiminin başarısız olmasıyla birlikte Türkiye yeni bir siyasi döneme
girmiştir. ‘Dünya beşten büyüktür’ söylemi de mevcut dünya düzenine yönelik bir
itirazı temsil etmektedir. Türkiye, 15 Temmuz sonrasında kendi siyasi iradesini
daha güçlü şekilde ortaya koymuştur. Bugün FETÖ tamamen sona ermiş bir tehdit
değildir. Örgüt dijital alanda, sosyal medya ve etki ağları üzerinden
faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu nedenle akademinin, gençlerin ve toplumun
bilinçli olması büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin milli birlik ve beraberlik
içerisinde hareket etmesi hayati bir gerekliliktir.” dedi.

Program, Rektör Yardımcımız Prof.
Dr. Erol Yılmaz’ın Ercan Şen’e ebru tablo takdim etmesi ile sona erdi.
